|  Anasayfa  |   Künye   |  İletişim  |  
 Hoşgeldiniz!
Haber Objektif Dergisi her ay YAY-SAT bayilerinde! YAY-SAT Satış Raporu
| Favorilerime Ekle | Anasayfam Yap |

En Yeni 10 Haber
Muğla'da Yıne Orman
Muğla'da Yıne Orman
Suriye'de Cezaevınde
Çorum'da 114 bin kiş
Tüp üçüzlere doğum i
Şırnak'ta çatışma: 1
DTP'li Tuncel'den tu
Erdoğan'dan kraliçen
Kraliçe’yi reddeden
ESKİ MEZUNLARIN BAŞV

Ziyaretçi
Bugün 4119
Toplam 563034


Siz de çevrenizdeki kanunsuzluklara, haksızlıklara seyirci kalmayın!
Yaşanan haksızlıkları bize yazın, hep birlikte önlemeye çalışalım.
Haber Göndermek için tıklayın!
DTP, DİNE YÖNELİYOR !!!


DTP, DİNE YÖNELİYOR !!!

AKP’nin, geçtiğimiz 22 Temmuz Genel Seçimlerinde, Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinden % 56 gibi bir oy alarak 75 milletvekili çıkarması ve DTP’nin bölgede önemli ölçüde oy kaybına uğrayarak ikinci parti konumuna gerilemesi sonucunda, bugüne kadar ki sürdürmüş oldukları “etnik temelli siyaset”in geçerliliğini kaybetmeye başladığını değerlendiren DTP yönetiminin, AKP’ye kaptırdıklarını düşündükleri oyların geri alınması amacı doğrultusunda, son dönemde “din motifli siyaseti” özellikle ön plana çıkartmaya gayret sarf ettiği görülüyor.
Doğu ve Güneydoğu’nun yanı sıra, Kürt kökenli vatandaşlarımızın yoğun olarak yaşadıkları bazı büyük şehirlerde de büyük ölçüde oy kaybeden DTP, yaklaşan yerel seçimleri, tam anlamıyla bir “var oluş mücadelesi” olarak görüyor olmalı ki, Doğu ve Güneydoğu’da AKP’ye bir anlamda “savaş” açarak rövanşı almaya çalışıyor. Rövanşta kullanacağı kozun da, AKP’nin kozu olarak gördükleri ve son dönemde sıklıkla ve hassasiyetle gündemleştirmeye çalıştıkları “dini simgeler” olarak tespit ettikleri anlaşılıyor.
Çünkü, bazı DTP’li yöneticiler tarafından, seçim yenilgisi sonrasında yapılan özeleştirilerde; “Bölge insanının muhafazakar yapısı ve dini hassasiyeti bilindiği halde bizler, ne namaz kılıyor, ne oruç tutuyor ve ne de camiye gidiyorduk. Zaten, Marksist-Leninist bir temele sahip olduğumuz ve bu nedenle dinsiz olduğumuza dair yaygın bir kanaat de var. Hal böyle olunca, sadece etnik temelli bir siyaset ile AKP karşısında fazla da bir şansımız baştan beri yoktu” şeklinde değerlendirmeler yapılmıştı.

Taban yitirme kaygısına dayanan bu yönlü değerlendirmeleri, sadece DTP’li bazı yöneticiler değil, aynı zamanda İmralı sakini Öcalan da yapıyordu. Stratejik bir açılıma ihtiyaç duyan ve bu konuda din faktörünün önemine vurgu yapan Öcalan, avukatları vasıtasıyla DTP’ye verdiği talimatta, Urfa merkezli bir “İlahiyat Akademisi” kurulmasını istiyordu. Peygamberler şehri olarak bilinen Ş.Urfa’nın seçilmesi, belki bir tesadüf değildi ama, Öcalan, aynı zamanda memleketi olması nedeniyle, belki de Ş.Urfa’ya torpil geçiyordu.

Bütün bu taban yitirme kaygıları sonucunda yapılan değerlendirmeler ve verilen talimatlar neticesinde, DTP’nin Diyarbakır’da düzenlediği, TSK’nın, Irak’ın Kuzeyindeki PKK kamplarına yönelik gerçekleştirdiği sınır ötesi operasyonları protesto mitingine, emekli bir imam, elinde Kuran-ı Kerim ile katılmış, terörist cenazelerinde imamlar ve “Melle” tabir edilen dini yönü ağır insanlar boy göstermeye başlamış ve bu yeni stratejik sürecin ilk emarelerini ortaya koyuyordu. Bilahare, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 21 Mart Nevruz mitingleri de sürecin devamı niteliğindeydi ve bu etkinliklerde de, geçmişte hemen hemen hiç görülmeyen “Türban”lı DTP’lilerin çokluğu dikkati çekiyordu. DTP tarafından düzenlenen bazı etkinliklerde, yine geçmişte hiç görülmediği üzere, haremlik-selamlık uygulamaları başlatılmıştı. Son olarak, DTP’nin TBMM’deki grup toplantısında, siyasi simge ile dini simge kaynaştırılmaya çalışılmış, sarı, kırmızı, yeşil renkli türban takan 3 kadın, planlı bir biçimde ve mesaj niteliğinde yan yana oturtulmuştu.

Aslına bakılırsa, İstanbul’da düzenlenen 8 Mart Dünya Kadınlar Günü etkinliğinde, DTP’li kadınlar tarafından atılan “Kadınlar Apo’nun fedaisidir” ve “Cumhuriyet kadını olmayacağız” sloganları, durumu ve yeni stratejiyi tek başına özetliyor, Diyarbakır’daki mitingde, Hz. Muhammed’in bir sözüne yer verilen bir pankartın asılması da durumu pekiştiriyordu.

Ancak, olan oluyor, şapka düşüyor, kel görünüyor ve “Taşıma suyla değirmenin dönmeyeceği” bir kez daha ve bütün çıplaklığıyla anlaşılıyordu.

Yüksekova'da düzenlenen Nevruz etkinlikleri sonrasında, DTP’li kitle tarafından, dini yapısı bilinen “Mustazaf” adlı derneğin Yüksekova Temsilciliği'ne saldırı düzenlenmiş ve dernekteki dini eserlerin yanı sıra, maalesef ki kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim dahi yırtılarak yerlere atılmıştı. Ele alınırken besmele çekilmesi gereken Kuran-ı Kerim, sadece yırtılarak yerlere atılmakla kalmamış, üstelik üzerine “bira şişesi” konularak yapılan, kelime bulunamayan, son derece ahlaksız, fütursuz, insanlık dışı bu eyleme, kendilerince bir süsleme dahi yapılmıştı.

Menfur olay sonrası DTP’li bazı yetkililer, öncelikli olarak, konunun basına yansımasından duydukları rahatsızlıkları dile getirmiş ve bilahare kuru bir özür dileyerek, ne denli samimi olduklarını göstermişlerdi. Yani, konunun meydana gelişi, hassasiyeti ve vahametinden ziyade, olayın basına yansımış olması onlar için çok daha önemliydi. Öyle ya, kullanılması planlanan “koz”, ters tepmiş, gerçek ise, gün yüzüne çıkmıştı.

Sonuç olarak, kısaca ve özetle; kim ne yaparsa yapsın, kim ne derse desin, amiyane tabirle “Yırtık don, yama tutmuyor, alışmayınca da durmuyor, düşüyordu”.


Sabahattin Talu
sabahattintalu@gmail.com
[Sabahattin Talu] - [15.04.2008 12:17:49]

ÇEKİRGENİN BELKİ DE ELLİNCİ SIÇRAYIŞI AMA …..
(SİTENİZDE YAYINLAMANIZ DİLEĞİYLE SAYGILAR SUNARIM)



ÇEKİRGENİN BELKİ DE ELLİNCİ SIÇRAYIŞI AMA …..



Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son gelişmeleri şöyle bir sıralayalım…..

PKK terör örgütünün K.Irak’taki kongresine katıldığı ve PKK üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklanarak cezaevine konulan Sabahat Tuncel, geçtiğimiz Erken Genel Seçimlerde DTP’den milletvekili seçilerek özgürlüğüne kavuştu ve dokunulmazlık zırhını sırtına geçirdi.

22 Ekim tarihinde Hakkari Dağlıca'da çıkan ve 12 askerimizin şehit düştüğü çatışmada PKK tarafından kaçırılan 8 askerimiz, 4 Kasım günü Irak’ın kuzeyindeki Erbil’in Zap bölgesinde serbest bırakıldı. DTP Milletvekilleri Osman Özçelik, Aysel Tuğluk ve Fatma Kurtulan'ın da içerisinde bulunduğu heyetteki Fatma Kurtulan, teslim tutanağına, PKK’yı muhatap alırcasına imzasını koydu.

Daha sonra Fatma Kurtulan’ın eşi Salman Kurtulan’ın, 13 yıldır PKK dağ kadrosunda üst düzey olarak faaliyet gösterdiğini öğrendik.

DTP’li Fatma Kurtulan, yapmak zorunda kaldığı açıklamalarında; “Yaklaşık 13 yıldır ayrı yaşadığı dağdaki eşiyle evliliğinin resmi olarak devam ettiğini, çağdaş düşünce yapısı gereği, özel yaşamda birliktelikleri olan bireylerin, ayrı ayrı tercihlerde bulunmalarının olağan karşılanması gerektiğini” belirterek, eşinin dağda olmasının Kürt sorununun çözümsüzlüğünden kaynakladığını ve bunun da toplumsal gerçeklik olduğunu, hiçbir çekince görmeksizin söyledi.

Güvenlik güçlerine teslim olan, kırsalda uzun bir süre faaliyet göstermiş olan bir teröristin ifadesinden, DTP Van milletvekili Fatma Kurtulan’ın, aynen eşi gibi terör örgütü kampında ‘siyasi eğitim’ aldığını öğrenirken, kampta çekilmiş terörist kıyafetli bir resmine de şahit olduk.

Terör örgütü PKK’nın siyasi platformdaki sözcüsü olarak değerlendirilen DTP’nin 2. Olağanüstü Kongresi, 8 Kasım tarihinde yapıldı ve Nurettin Demirtaş, DTP’nin yeni başkanı oldu. Kongre’de, yine HEP, DEP, HADEP, DEHAP’ta da olduğu gibi, ne Türk Bayrağı, ne T.C.Devleti’nin kurucusu M.K.Atatürk’ün resmi asıldı ve ne de İstiklal Marşı okundu.
Sonra bir öğrendik ki, Nurettin Demirtaş da PKK üyesi olduğu gerekçesiyle, 10 yıl cezaevinde yatmış ve askerlik yapmamak amacıyla da kendine sahte bir “Çürük Raporu” temin etmiş.

Gelelim söylemlere …. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son söylemleri şöyle bir sıralayalım…..

“PKK’ya terör örgütü diyemeyiz. Onlar bizim kardeşlerimiz. Eğer dersek, sizdenleşiriz”,

“Biz Kürtlerin üç lideri var; Barzani, Talabani ve Öcalan”,

“Ankara, Türkiye’yi eyaletlere böl ve Kürdistan eyaletini kur. Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde yapamadığını şimdi yap”,

“Abdullah Öcalan, halkı ile bir araya gelip özgürce siyaset yapmalı. O zaman, Kürtler asla silaha sarılmaz”,

“Barış; Öcalan'ı muhatap almakla olur, aksi halde kan akmaya devam eder, gençlerimiz ölür”,

“Dağa gidilmesi, Kürt sorununun çözümsüzlüğünün bir sonucudur”.

Gelelim olan bitene …. Sıralamakla bitmez, ancak biz yine de en azından son olanları şöyle bir sıralayalım…..

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne “TC”, teröriste “gerilla”, ölen teröriste “şehit” diyen bir düşüncenin sahibi onlar değil mi! “Başkanımız; APO, partimiz; PKK, bölgemiz; Kürdistan” diyen belli bir ayrılıkçı kitle için halkımız, tabanımız demiyorlar mı! Ölen teröristlerin cenazelerinin protesto gösterilerine çevrildiği ve PKK lehinde sloganların atıldığı, Apo’nun resimleri ve sözde PKK’yı temsil eden bayrakların açıldığı etkinliklere katılarak taziyelerde bulunmuyorlar mı! Asker için “öldü”, terörist için “yaşamını yitirdi” ifadelerini kullanmıyorlar mı! İmralı’nın talimat ve mesajlarını kongrelerine taşıyarak, parti programı oluşturmuyorlar mı! Öcalan’ın emir ve görüşleri, Asrın Hukuk Bürosu diye adlandırılan bir grup avukat vasıtasıyla, başta Kandil alanı olmak üzere kendi kitlelerine ulaştırılarak emir telakki edilmiyor mu! “Apo’nun sağlığı, sağlığımızdır” ve sözde “Tecride son” kampanyaları başlatmadılar mı!

Peki, DTP’lilerin tamamı mı böyle, hepsi aynı düşüncede mi? Şu an DTP içerisinde üç ayrı grubun bulunduğu söyleniyor. “Şahinler”; bunlar Apo’nun emir kulları pozisyonunda, en radikal grup ve parti içerisinde de çoğunluktalar. İkinci grup; “ılımlılar”. Başını Ahmet Türk’ün çektiği bu grupta, Sırrı Sakık ve Aysel Tuğluk da bulunuyor. Ilımlı olmaları ve her şeyi Apo’ya bağlamamaları nedeniyle hem İmralı ve hem de Kandil tarafından sürekli eleştiriliyor, hatta tehdit ediliyor ve biraz da kulakları çekiliyor. Son grup ise; diğerlerine nazaran biraz daha fazla mürekkep yalamış, eli kalem tutmuş, en azınlıkta olan ve en sessiz grup. Çoğu zaman parti çalışmalarına dahi iştirak etmiyorlar. Aslına bakarsanız bu üç ayrı grup, HEP ile başlayan süreçten buyana sürekli varlar. Ancak yaşandığı ve görüldüğü üzere, Apo ve PKK yönlendirmesi ve baskısı nedeniyle hep “Şahinler” grubu ön plana çıkıyor, DTP’yi yönetiyorlar.

Dikkat edilirse hemen hemen hepsinin, özellikle “Şahinler” grubunun, ya doğrudan ya da dolaylı olarak PKK ile ilişkileri var. Zaten bu nedenledir ki, DTP’nin yönetim kadrolarına getiriliyorlar. Hal böyleyken; kongrelerinde Türk Bayrağı’nın asılmasını, İstiklal Marşı’nın okunmasını, PKK’ya terörist demelerini nasıl bekler, onları bu konuda eleştirebilirsiniz ki!

Sonuç olarak; her şey gün gibi ortadayken, çekirge bir değil, bin defa sıçramışken, biz hala bunu kabul edemiyor, eleştiriyor ve maalesef ki ancak seyretmekle yetiniyoruz.



Sabahattin Talu
Global Yorum İnternet Dergisi
stalu@globalyorum.com



[Sabahattin Talu] - [10.12.2007 14:35:07]

AÇ-KAPA KISIR DÖNGÜSÜ
(SİTENİZDE YAYINLAMANIZ DİLEĞİYLE SAYGILAR SUNARIM)



AÇ-KAPA KISIR DÖNGÜSÜ




Bugüne kadar gelmiş geçmiş ve halihazırda var olan tüm terör örgütlerinin ulaşmak istedikleri tek amaç, terörist faaliyetlerle hem hükümetleri ve hem de bulundukları toplumları, zorlamayla da olsa yönlendirerek siyasallaşmak ve sonuçta meşruiyet kazanmaktır. Terör, başlangıcından ulaşılması hedeflenen sonuca kadar tamamen bir “araç” olarak kullanılır ve bu araçtan da hedefe ulaşıncaya değin hiçbir şekilde vazgeçilmez/vazgeçilemez. İdeolojik ve dini motifli terör örgütlerine oranla, etnik temelli terör örgütleri, amaçladıkları hedef doğrultusunda, “lokomotif” anlamındaki askeri yapılanmalarının yanı sıra, “açılım” anlamındaki siyasi organizasyonlarına çok daha büyük önem verirler.

Terör örgütü PKK da başlangıçta, doğrudan ve ayrımsız şiddet uygulayarak gündeme gelmiş, karşı taraf olarak ortaya çıkabilecek tüm unsurları ve oluşumları korku salarak sindirmiştir. İlerleyen süreç içerisinde, yol açmak, taraftar bulmak ve meşruiyet kazanarak daha geniş bir zemin oluşturmak amacıyla “Siyasi Kanat” yapılanmasının zorunluluğunu hisseden PKK, HEP ile başlayan ve son olarak DTP ile devam eden siyasi partilerle dirsek temasının ötesinde organik bağını giderek kuvvetlendirmiş ve hatta zaman zaman tamamen kendine bağlamıştır.

İlk kurulan siyasi parti olan HEP’in, yasal zeminde faaliyet göstermesine rağmen PKK ile olan ilişkisini başından itibaren kopartmaması veya kopartamamış olması ve giderek terör örgütünün himayesine girmiş olmasının yanı sıra, yemin töreniyle başlayan ve devam eden provokasyonlar süreci, sonuçta kapatılmasına sebebiyet vermiştir. Ancak kapatılış şekli ve bazı milletvekillerinin tutuklanmaları, bazılarının yurt dışına kaçmaları ne yazık ki PKK’nın işine yaramışken, uluslararası kamuoyuna, “Türkiye’de yasal zeminde dahi Kürtlerin haklarının savunulamadığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin HEP’i kapatmasıyla bunu tüm dünyaya göstermiş olduğu” şeklindeki propagandalarla haklılık iddiaları ortaya konulmaya çalışılmış, örneğin HEP'in en radikal ve PKK'ya en yakın isimlerinden Leyla Zana, uzunca bir süre batı medyasında mazlum bir Kürt siyasetçisi olarak yerini alırken, bir nevi sembolleştirilerek, bu anlamda önemli ölçüde de başarı sağlandığı görülmüştü.

HEP olayı sonrasında kurulan Kürtçü partiler de, PKK’dan ayrışmayarak bilinen provokasyonlarına devam etmiş ve açılan davalar sonucunda da ister istemez kapatılmışlardı. Kısır döngü haline gelen Kürtçü partilerin kapatılmaları ise, her seferinde PKK’nın işine yararken, neredeyse Kürt ve Kürtçülük, PKK ile özdeşleşir bir hal almıştı.
Günümüze gelindiğinde, DTP’nin de PKK ile olan bağlantısı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımızda duruyor. PKK’nın, DTP’nin il, ilçe yönetim kadroları dahil olmak üzere milletvekili adaylarının belirlenmesi veya belirlenen adayların onaylanıp onaylanmaması, parti programları, stratejileri ve hatta söylemlerine dahi direk müdahil olduğu görülüyor.
Ancak, DTP içerisinde diğer geçmişteki partilerde görülmediği üzere PKK’yı son derece rahatsız eden, ilk kez de olsa ılımlı söylem ve farklı yaklaşımlar da seslendirilmeye ufak ufak başlandı. Avrupa Birliği Uyum Yasaları çerçevesindeki uygulamalar, Kürtçenin serbest kullanımı, Kürtçe kaset ve televizyon yayınları gibi başlatılan açılımlar, bölge insanını rahatlatmış, önemli ölçüde huzur ortamına girilmiş ve terör harici alternatif yöntemlere olan inanç kitleler üzerinde giderek gelişti. Bu nedenledir ki, DTP içerisinde farklı söylemler, “Şahinler” ve “Güvercinler” olmak üzere parti içerisinde iki ayrı görüşü ortaya çıkardı.
Terörden beslenen ve terörü araç olarak kullanan PKK, bu durumdan rahatsızlık duyarak, bölgedeki gelişen olumlu konjonktürü kendi lehine yeniden çevirmek üzere yoğun terör eylemlerine başladı, kaos ortamına girilmesi için büyük çaba sarf etti. Bölgeden ard arda gelen şehit cenazeleri, Türk toplumunun genelini hareketlendirirken, PKK’dan kaynaklı olarak DTP’ye yönelik tepkiler de giderek arttı, protestolar yükseldi. DTP içerisindeki “Şahinler” olarak adlandırılan grubun üyelerinin PKK ile olan doğrudan ilişkilerinin basına yansıması ve PKK konusundaki son söylemleri, sabır bardağını taşırırken, DTP’nin kapatılması da bu günlerde gündeme oturdu.
PKK’nın bugüne kadar açılıp kapatılan ve Kürtçü olarak bilinen partilerle ilişkisi ve sonuçlarıyla ilgili süreç bu şekilde özetlenebilirken, gelelim gündeme oturan DTP’nin kapatılıp kapatılmaması konusuna.
Baştan belirtmek gerekir ki, “aç-kapa” siyasetinin çözüm olmadığı ve yeni DTP’lerin ortaya çıkmasına da engel olamayacağı açık bir şekilde görülmekteyken, üstelik, yeni DTP’lerin de, “mağduriyet” elbisesi giydirilerek PKK ile olan bağlantısı giderek kuvvetlenmiş, çok daha sert ve radikal bir anlayışla yeniden ortaya çıkmaları, sahne almaları da kuvvetle muhtemel gözüküyor.

Burada gözden kaçan önemli bir hususu özellikle belirtmekte fayda var diye düşünüyorum. Bugüne kadarki DTP öncesi siyasi partilerin kapatılmasını, kanunlar gereği Türkiye Cumhuriyeti Devleti talep etmişken, DTP’nin kapatılmasını ise bu kez tersine, özellikle ve bilerek PKK’nın istediği net olarak anlaşılıyor. Çünkü DTP’deki PKK doğrultusu dışındaki her ılımlı ve farklı söylem, eli zayıflayan İmralı ve Kandil tarafından sert bir şekilde eleştirilmiş, ardından “Şahinler” grubunun provokasyon kokan açıklamaları ve PKK’nın bombalı eylemleri ard arda gelmiştir. Bu durum kesinlikle göz ardı edilmemelidir. Kendi dışında ortaya çıkabilecek herhangi bir Kürt siyasetini en baştan reddeden ve karşı duran İmralı’nın, iki ayrı görüşlü DTP’yi de kabul etmeyeceği/etmediği son derece açıktır.
Peki ne yapılmalıdır? Olan biteni görmezden, duymazdan gelip, kanunlar devre dışı mı bırakılmalıdır? Bunu düşünmek, akla dahi getirmek asla mümkün değildir. Yapılması gereken; DTP'ye karşı yaptırımlarda belli, planlı ve akılcı bir strateji izlemek suretiyle, partideki PKK bağlantılı Kürtçü şahıslarla ilgili kanunlar doğrultusunda işlemlere süratle ve hemen başlanılmalı, aksine kapatmayarak DTP içerisindeki demokrasinin yeşermesi ve gelişmesi doğrultusunda ılımlı söylem sahipleri, önü kesilmeksizin desteklenmelidir. Öfkeyle kalkıp zararla oturmamak adına, kapatılması halinde DTP blok olarak cezalandırılacağından, PKK’nın ekmeğine, diğerlerinde tekrar tekrar görüldüğü ve anlaşıldığı üzere hiç olmazsa bu kez yağ sürülmemelidir.


Sabahattin Talu
Global Yorum İnternet Dergisi
stalu@globalyorum.com



[Sabahattin Talu] - [10.12.2007 14:34:14]

“TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI” NE DEMEK VE KİMİN İŞİNE GELİR?
(SİTENİZDE YAYINLAMANIZ DİLEĞİYLE SAYGILAR SUNARIM)


“TÜRK-KÜRT ÇATIŞMASI” NE DEMEK VE KİMİN İŞİNE GELİR?



Terör örgütü PKK tarafından son günlerde gerçekleştirilen saldırılar sonucunda, Türkiye’nin dört bir yanında başlayan protestolar çığ gibi büyüyor. Toplumun her kesiminden oluşan, örgütlü-örgütsüz kitleler, kendilerini sokaklara atarak, sabahlara kadar “Artık yeter, bu terör bitsin” diyor, yürüyüşler yapılıyor, mitingler düzenleniyor. Halkın neredeyse tamamı, PKK terörüne karşı mücadele veren güvenlik güçlerimizin, her zamankinden daha fazla arkasında olduğunu, yanlarında yer aldıklarını, tüm dünyaya, özellikle belli adreslere haykırıyor. Halkın, terör karşısında hassasiyet göstermesi, bilinçlenmesi ve demokratik tepkilerini bu boyutuyla göstermesi son derece önemli.

Halkın göstermiş olduğu bu toplumsal refleks, zaman zaman münferit de olsa, bazen bireysel de yaşansa, istenmeyen, üzücü bazı olaylara da sebebiyet verebiliyor. Devletin yetkilileri ve bazı terör ve siyaset uzmanları, bu küçük çaplı olaylar sonrasında halkı, tedbir almak anlamında sağduyulu olmaya, itidalli davranmaya çağırıyor. İstenmeyen, arzu edilmeyen üzücü olayların artmasının engellenmesi anlamında bu çağrı da, son derece önemli.

Türkiye’nin hemen hemen tamamında gerçekleşen bu tepkili ortam ile ilgili olarak Kürtçü basında da çeşitli yazı ve değerlendirmelere yer veriliyor. Yazıların tamamında özetle; “Türkiye’nin Kürtlere yönelik yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarının devam ettiği, devletin organizesiyle, bu son olaylar sonrasında PKK’nın şahsında olmak üzere Kürtlerin tamamına karşı topyekün bir saldırıya geçildiği, Türk-Kürt çatışmasının körüklendiği, çok kanın akacağı ve tüm kesimlerin bundan ağır yara alacağı, halkların geleceğinin kararacağı bir sürecin bilinçli olarak başlatıldığı, bu nedenle Kürt halkının gerekli tedbirleri alması gerektiği, mücadelenin asıl şimdi başladığı” gibi saçma-sapan, mesnetsiz, asılsız, gerekçesiz, kışkırtıcı, provokatif ifadeler kullanılıyor. Ancak ne yazık ki, bu ifadelere benzer bazı söylemler, Türk basınındaki bazı bilinen, maaşları ödenen (!) köşe yazarları ve programcıları tarafından da, bilerek veya bilmeyerek dillendiriliyor.

Şimdi konuyu biraz açmak, bu mesnetsiz, saçma-sapan, aslı astarı olmayan ve özellikle provokasyon içeren ifadelerin, yalanları ve asıl amacın ne olduğunu ortaya koymak gerekiyor.

“Türkiye, Kürtlere yönelik yıllardır sürdürdüğü baskı politikalarını devam ettiriyor” muş ! Yahu, Türkiye’de hangi Kürt kökenli insana, “sen giremezsin, sen yapamazsın, sen olamazsın” denmiş bugüne kadar. Kürt kökenli insanlarımız, Türkiye’de yaşayan her insan gibi, her vatandaş gibi, seyahat etme, eğitim ve sağlık hizmetlerinden yararlanma gibi, doktor, avukat, işadamı, esnaf, işçi, memur ve hatta cumhurbaşkanı, kuvvet komutanı, bakan olma, şarkıcı, türkücü, oyuncu olma, sporcu, sanatkar, yazar olma gibi daha binlercesi sayılabilecek en doğal haklara sahip değiller mi ! Eğer cevabınız “değil” ise, evet, son derece haklısınız. Bir kalemde geçelim ….

Yok eğer, “ben Kürdüm, bu topraklarda Kürdistan’ı kurmak, kendi kendimi yönetmek istiyorum” der, dağa çıkıp eline silah alır, kurşun sıkarsan, değil Kürt, değil Türk, İngiliz, Fransız, haşa PEYGAMBER olsan, sana dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir şekil ve şartta izin vermezler. Bunu da geçelim ….

“Gösteriler ve protestolarla, PKK’nın şahsında olmak üzere Kürtlerin tamamına karşı topyekün bir saldırıya geçiliyor, Türk-Kürt çatışması körükleniyor, halkların geleceğinin kararacağı bir süreç, Devlet eliyle bilinçli olarak başlatılıyor” muş !

Son dönemdeki PKK saldırılarında şehit olan askerlerimizin yarısından fazlası Kürt kökenli vatandaşlarımız. Mardin, Adıyaman, Ş.Urfa, Diyarbakır, Kars, Erzurum, Van ve G.Antep’teki cenaze törenlerinde Kürt kökenli vatandaşlarımız tarafından, terör nedeniyle “PKK” protesto edilir, lanetlenirken, dikkatinizi çekerim “TÜRK-KÜRT KARDEŞTİR, PKK KALLEŞTİR” pankartları taşınıp, sloganlar atılmadı mı ? Hal böyleyken, siz, nasıl olur da, tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı kendinizdenmiş gibi gösterir, Devlet tarafından “PKK’nın şahsında saldırıya uğradıklarını” söyleyebilirsiniz. Halkın tepkisi tamamen PKK’ya, Kürt etnik kökenli vatandaşlarımıza değil. Komik olmayın. Geçelim ….

Yaşanan süreç, Devlet eliyle bilerek başlatılmış ! Ne yani, son iki ayda teröre kurban giden yaklaşık 50 vatandaşımızı, askerimizi Devlet mi öldürerek, kaçırarak halkı sokaklara döktü veya dökülmesini teşvik etti ! İtidalli olma, sağduyulu olma, sakin olma çağrılarını kim yapıyor ! Bunlar tam bir “Yavuz Hırsız”. Geçelim …

Bir sürü safsata, yalan ve kandırmacadan sonra gelelim verilmeye çalışılan mesaja ve gerçek amaca.

“Kürt halkının gerekli tedbirleri alması gerekiyor, asıl mücadele şimdi başlıyor” muş ! Yine görüldüğü gibi “Kürt Halkı” ifadesi. Bu, tüm Kürt kökenli vatandaşlarımızı taraflarına çekme veya taraflarındaymış gibi gösterme girişimi. Peki, bu mesaj kime veya kimlere verilmeye çalışılıyor ? Adres neresi ? Tabii ki öncelikli olarak Kürt kökenli insanlarımız, bilahare karşıda gösterilmeye çalışılan Türk halkı ve Devlet organları. Amaç ?. Ayrılmalarını arzu ettikleri Kürtlerin taraflarına çekilerek Türk-Kürt ayrışmasının yaratılarak çatışma ortamına sürüklenmesi. Türk’ün Kürt’e, Kürt’ün Türk’e düşman olmasının sağlanması. PKK’ya olan tepkinin tüm Kürt vatandaşlarımıza yönlendirilmesinin arzusu ve bir kaos ortamına girilerek, bundan beslenilmesi.

“Gelinen bu aşamanın bu şekliyle devam etmesi halinde Türk-Kürt çatışması çıkabilir”miş ! Niye ? Bütün Kürt etnik kökenli vatandaşlarımız PKK’lı mı ki ! Böyle bir şey söylenebilir mi ? Yaklaşık 25 yıldır devam eden bu PKK terörü nedeniyle, ne zaman ve nerede bir Türk-Kürt çatışması yaşandı. Eğer, böyle olsaydı, 35 bin değil, şimdiye kadar 35 milyon insanımızı çoktan kaybetmiş olurduk.

Türkiye’de bir “Kürt Sorunu” yok, “Birileri (!) tarafından yaşatılmaya çalışılan PKK terörü ve diğer Kürt etnik kökenli vatandaşlarımıza bulaştırılmaya çalışılması sorunu” var. Birileri (!), PKK ve yandaşlarının amacı bu, gıdaları bu. Bu nedenle, bu “sinsi tuzağa” düşmemek, “Kürt Sorunu” ve “Türk-Kürt çatışması” gibi son derece mantıksız, mesnetsiz ve son derece tehlikeli söylemlerden özellikle kaçınmak, birilerinin (!) ekmeğine yağ sürmemek gerekiyor.


Sabahattin Talu
Global Yorum İnternet Dergisi
stalu@globalyorum.com
[Sabahattin Talu] - [10.12.2007 14:33:19]

TURKIYENIN YENI ROTASI
TURKIYENIN YENI ROTASI

Yasanan son olay net bir bicimde gostermektedir ki, Turkiye’yi baskalarinin iradesine tâbi kilarak bir savasin icine suruklemeye calisilmaktadir.

DTP’nin (kendi tabanin istegi dogrultusunda) TBMM’ye girdigi ve bolge halkinin isteklerini tam da dile getirmeye calisacagi bir donemde teror olaylarinin bu kadar ust uste gelmesi acaba sadece “basit bir kronolojik” tesaduf mudur ?

Bize gore bu basit bir tesaduf degildir. Teror olaylarinin artisindaki temel sebep ise, PKK tabelasi altinda, hayatinda hicbir sikinti cekmeyen “teror baronlarinin” her turlu karanlik guc ile isbirligi sayesinde sahip olduklari makama ve ranta dayanarak surdurdukleri savasi kaybetme korkusundan baska bir sey degildir.

PKK terorunden gecinen bu “teror baronlarinin” temel korkusu ise:

Ulkede Turkler ile Kurtlerin sorunlari kardesce cozmeleri ve hicbir tahrike kapilmadan kardesce yasamalari, PKK’nin Dogu ve Guneydogu Anadolu’da siyasal ve sosyal acidan barinamamasi, demokratiklesme yolunda ilerleyen bir Turkiye’nin uluslar arasi arenada agirliginin artmasi, AB tarafindan orgute verilen destegin her gecen gun azalmasi ve ABD’nin ise orgutu ne zaman ve ne sekilde yari yolda birakacaginin bilinmemesi vb.

Bu korkular ve hezeyanlar icerisinde yasayan PKK, Turkiye’yi K.Irak batagina cekmek suretiyle kendi varlik sebebini ayakta tutmaya calismaktadir.

Bu asamada en buyuk sorumluluk DTP milletvekillerine dusmektedir. Teror ile aralarina net bir sekilde ayirim koymalari ve PKK ile “duygusal baglarini” bir an once kesmeleri gerekmektedir. Kamu vicdaninin rahatlatilmasi ve olasi Turk-Kurt catismasinin onlenmesi icin bu kacinilmazdir.

Onumuzde cok hassas bir surec bulunmaktadir. Terorle mucadelede provokasyona gelmemenin en basit ve kalici caresi diplomasi ve politikadir. Turkiye terorle mucadelede rotasini cizerken, terorun baskisina gore degil, kendi cikarlarina gore cizmelidir.


Oktay Yurtbay
oktayyurtbay@mynet.com




[oktay yurtbay] - [30.10.2007 12:26:14]

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17



Mail Listemize Katılın,
gelişmelerden haberdar olun!




Yazarlar
Editör'den
Türkiye’nin gizli gündemi
Gölge Adam
Şeriat gelse, en başta AKP'liler kaçar Türkiye'den!



Copyright © 2004 - 2007 Haber Objektif     |    Tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz!
Karalama Defterim Gupse İnternet Hizmetleri Rüya Tabirleri Ansiklopedisi Güzellik Rehberi Sağlık, Güzellik cep telefonları oyun oyun Sağlık Siteniz Gupse Haberin Adresi Klasik Link Directory CSSTurk CSSTurk